22 Şubat 2012 Çarşamba

KADIN ÖYKÜLERİ: Yas...



Saatlerce aradılar onu. Evinin yakınlarına baktılar,hastahaneye gittiler, hatta deniz kıyısındaki o kafeye bile.
Yoktu, yok olmak istemişti; Nereye giderdi ki insan yok olmak için…
Onu bulduklarında ellerinde toprak parçaları ,soğuktan morarmış dudaklarıyla Elif’in mezarı üzerinde yatıyordu…
Yanına yaklaştılar ;Ayşe canım haydi gel eve gidelim diye seslendiler.
Ayşe mi diye düşündü bir an. Ayşe orada değildi ki.
Bedeni sadece bir varlık, gözleri sadece bakandı.
Soğuktan donmuş bedeni sonunda huzur vermişti ona. Hiçbir şey hissetmiyordu.
Ne çok özlüyordu bu anı; hiçbir his yok ve artık özgürce yasını tutabilirdi…

21 Ocak 2012 Cumartesi

En acı intikam...

Parçalanmış çocuklardık biz bizzat kendi anneleri tarafından. Bedenleri tarumar edilmiş, acı içinde bırakılmış, yenilgiye uğratılmış. Çocukluklarında dayak yiyenlerdik biz. Nedenini bilmezdik; boynumuzu büker kaderimize razı olurduk. Aslında annelerimizin kaderine razı olurduk da bilmezdi onlar. 
Biz bilirdik. 
Onların çektikleri acıları tanımlayamazdık ama hissederdik .Onlar için üstlenirdik acılarını kendi bedenlerimizi ruhlarımızı feda ederken. Severdik yine de onları. 
Kızmazdık. 
Usulca ve sessizce umardık. Belki bizim bedenlerimizi parçalamak onları biraz olsun iyileştirecekti...
Çocuktuk, kızamazdık...
Annelerimizden intikamımızı aynı kaderi  yaşayarak alacaktık oysaki.
En acı intikamımız da bu olacaktı...

5 Aralık 2011 Pazartesi

Mini Mini Öyküler




Hüzünlü bir aşk hikayesi

Benle Sen vardık,

Ben ile Sen olmadan.

Ben ve Sen olduk,
O gelmeden.

Ben ve Sen ve O olduk,

Ben,Sen ile O olmadan. 

Sonra Ben,Sen,O olduk ,

Ben öldüm ,O gitti ,Sen kaldın.

Ben doğdum,Sen öldün,

Ben Kaldım. 

***
a sad love poem by me

I killed my lover ,buried him under a tree
I 
I plant some daisies on him

to see if he still loves me

***

Gölge


Bedenini arayan bir gölge gibiyim bu dünyada;
O yana koşuyorum bulamıyorum bu yana koşuyorum yok.

Geçmişimin bir hayaleti, 

Hüznümün bir laneti. 

Korkuyorum çocuk yapmaktan, 
korkuyorum onları koruyamamaktan. 
Korkuyorum onlara da miras bırakmaktan 

Taşıdığım bu laneti...
  
***
Melankoli

O da biliyor gizli gizli ağladığımı. Karşımda karanlıkta oturuyor. Sigarasından derin bir nefes alıyor, başını çeviriyor öteki tarafa ,izin veriyor bana ; aksın gözyaşlarım gizlice diye...
Dinledikce o şarkıları o da hüzünleniyor ,o da hissediyor aynı şeyi ama işte bu akşam bana bırakıyor hüznü. 
Sessizce, sözsüzce..
  ***
Hangisi?



Suyun dibinde nefesini tutmus bekliyordu.Ağzından çıkan kabarcıklar an be an biten hayatının habercileriydi, kabarcikları izliyordu , birazdan 
ölürüm herhalde diye düşünüyordu.Birden suyun yüzeyindeki siluetini farketti. Kendisine doğru bakıyordu. Nefesini tutmustu yanaklarını şişirmiş. Peki hangisi gerçekti? Suyun dibindeki mi yoksa suyun üzerindeki mi? ve neden hala ölmemişti..
ve ani bir kararla doğruldu ve parmaklarını suyun yüzeyine uzatti...
Hiç te derin değildi ...
Yüzme öğrenmem lazım diye aklından geçirdi...

 ***
Mini korkunç öykü


Elinde Selpak satmaya çalışıyordu:
 almadım...Biraz bozuldu.

Sen İffete benziyorsun dedi.

Hangi iffet teyze dedim. 

Hani dizisi var ya dedi.

Ay aman be teyze dedim.

Aman be yavrum dedi.

Kaderin benzemesin.

O gece eve otobüsle döndüm.

Bakkaldan Selpak aldım
  
***



13 Kasım 2011 Pazar

KADIN ÖYKÜLERİ:KARŞI PENCERE

Karşı pencereden bakardı teyze, sanki aynı evde yaşarmışız gibi. Eve gelince ben, sevinir, rahat bir nefes alır ve gülümserdi. Biraz daha kalmamı istermiş gibi gözlerime bakar, usulca başıyla selam verirdi.
Yalnızdı. Balkonunda birkaç çiçeği vardı ve nadiren ziyaretine gelen gençten bir adam.
Kahverengi perdeleri sabahları  sıkımsıkı kapalı,akşam karanlık çökünce ise sonuna kadar açılırırdı.
Bir akşam eve geldiğimde baktım karşı pencereye, yoktu teyze orda. Uyumuş olsa gerek, dedim kendi kendime.
Üç akşam geçip de göremeyince hala, bir yere  mi gitmiş diye merak ettim . Sevindim onun adına, belki adadadır çocuklarıyla diye.
Üç ay geçip de göremeyince endişelendim, gidip ziline bassam diye düşündüm uzun süre. Kaçıncı katta oturduğuna baktım, hangi zil olabilir diye saydım. Kapıyı açan olursa söyleyecektim onlara; ben karşı pencereden geliyorum, göremeyince teyzeyi merak ettim, biz her akşam bakardık birbirimize. Kapıyı açan kişi de bana bakacaktı belki tedirginlik içinde ve dönecektim evime usulca.
Gitmedim. Devam ettim her akşam beklemeye; biliyordum illa ki biri çıkacaktı o pencereye.
Ve bir gün aralandı o perdeler. Genç bir kadın çıktı, kısaydı şaçları, elinde sigarası, bakıyordu sokağa. Yaşlı teyzeye hiç benzemiyordu. Baktım ona selam vereyim diye; bakmadı bana, sevmedim onu.
Bilsem de artık o teyzenin olmadığını bu dünyada, yine de her akşam bakarım o pencereden karşıya.
Hatırlarım onun yalnızlığını o perdelerin arkasında. Düşlerim yalnızlığını o pencerenin ardında.
Yalnız olduğum gecelerde açardım kendi perdelerimi, okurken kitaplarımı, yerken yemeklerimi isterdim ki pencerelerimiz arasında bir yol olsun, otururken yaşlı teyze evinde tek başına beni de yanında sansın diye.
Yanlızlığımızı paylaşırdık o açık pencerede.
Hala gelmedi o karşı pencereye….



12 Ekim 2011 Çarşamba

KADIN: Gemi..


Gemi…

Birgün şu gemilerden birinin içini görmek istiyorum dedi kadın .. Kafasını usulca çevirip Eminönü’ne yaklaşırken vapur ,Karaköyde gördüğü o kocaman devasa yolcu gemisine baktı tekrar.
Sonra derin bir iç çekti ve karşındaki kocasına baktı.Kocası da camdan dışarı bakıyordu.
‘Mehmet, emekli oldugunda ilk iş bir geziye çıkalım şu vapurlardan biriyle’ dedi kocasına .
Sustu sonra, düşünmeye başladı: evliliğini , çocuklarını..
 Keşke dedi, şimdiki aklım olsaydı taa o zamanlar  boşardım seni.. Neden kaldım ki? Ama işte o zamanlar bu fikirler bile yoktu ortada . Evlenince insan birkere , hep evli kalırdı. Hele ki çocuklar oldu mu artık herşey onların üzerine kurulurdu.Hem bir de çevre baskısı vardı, toplum kuralları …
Ah dedi ahh şimdiki aklım olsaydı… Keşke diye geçirdi içinden.
Baktı  kocasına tekrar  yavaşça : ‘Ne dersin?’ dedi .
Kocası yavaşça kafasını çevirdi ona;’Birşey mi dedin ? ‘diye sordu.Kulaklıgını duzeltti.Zaten kulakları  ağır işitiyordu.Herhalde kulaklığının pili bitmişti.
‘Yok’ dedi kadin , sessizce...
‘Birşey yok, yaklaştık galiba. Hadi kalkalım…’
Usulca bakıp o kocaman yolcu gemisine , derin bir iç geçirdi.
Yenik hissetti kendini birkez daha…

8 Ekim 2011 Cumartesi

3 Şehir : Amsterdam...‘Red Light District...



Geceyarısı varmıştı Amsterdam’a .Trenden indiğinde Arjantinli arkadaşı artık yanlız bırakmıştı onu.Ben arkadaşımın evinde kalacağım ama istersen sana bir hostel bulana kadar yanında gelebilirim  dedi. Biraz öfkeliydi sesi , bir önceki geceyi düşündükçe kadının onu neden reddettiğini hala
anlayamamıştı.Halbuki ne çok eğlenmişlerdi Paris’teki o çatı katında.
Yok,  sağol ben kendi başımın çaresine bakarım dedi kadın ve elindeki haritaya bakıp dün gece işaretlediği adresi bulmak üzere ayrıldı tren istasyonundan.Çantasını sırtına aldı ,bu kadar uzun bir yolculuk için aslında küçük bir çantası vardı ama sevmezdi fazla yük taşımayı.Sadece gerekli olacak eşyalarını alır , gittiği yerlerden mutlaka birkaç parça eşya satın alıp eklerdi çantasına.Bu hem yaşanmışlığın sembolüydü onun için hem de ordaki zamanlarının bir hatırası.
 Geceyarısı olmasına rağmen etraf  ışılı şıldı.Yağmur yağıyordu ama yürümeyi engelleyen bir yağmur değildi. Aksine usulca, yanaklarına ,saçlarına değen yağmur tarifsiz bir duygu veriyordu ona. Yağmurlu akşamları herzaman severdi.
Büyük bir meydana ulaştığında etrafta pekçok insan olduğunu gördü.Ne çok insan var bu saatte diye düşündü.Çoğu gençti, ellerindeki içki şişelerini farketti ve de bazılarının pek te dostça olmayan bakışlarını…
Koşarak yolun karşısına geçti. Buralarda biryerlerde olmalı diye geçirdi içinden.Yavaş yavaş etrafına bakınarak yürürken aslında bir taraftan korktuğunu  farketti ama artık geri dönüşü yoktu.Karanlık bir gecede,  tanımadığı bu şehirde tek isteği bir yatak bulup uyumaktı.Yarın olunca ne yapacağına karar verecekti.Ne macera !dedi kendi kendine ,Sen değil misin macera peşinde koşan  al sana macera !
Işıl ışıl bir sokağın başına gelince sokaktan daldı içeriye .Burası da çok kalabalıktı .Renkli  vitrinleri aydınlatan kırmızı ışıklara doğru biraz daha yaklaşınca çıplak bedenleri farketti.Vitrinlerde outran kadınların çıplaklıklarıyla ne kadar da rahat olduklarını hayretle izledi.Bir süre vitrinlerin önünde kaldı.Ve arkasındaki karaltıyı fark edince ürperdi birden.Esmer ,oldukça uzun boylu genç bir adam yanına yaklaşıp
 ‘Beğendin mi ?’ diye sordu sırıtarak.’Kraliçeler onlar’
dedi.’Geceleri ortaya çıkarlar ‘.
‘Orda olmak ister misin ?’diye ekledi ardından
Korkuyla birkaç adım geriye çekilerek kadin:
 ‘Yok ,yok sadece bakıyorum’ dedi ‘Zaten gitmem lazım arkadaşlarım bekliyor ‘dedi.
‘Eğer istersen çok eğlenebiliriz’ diye bağırdı arkasından kadın koşarak uzaklaşırken ordan.
Köşeyi dönünce  koca tabelayı gördü ve sonunda dedi kendi kendine , evet burası olmalı bu ismi hatırlıyorum ‘Red Light  Hostel’.Koşarak içeri girdi .Içerisi bir kafeydi ve upuzun bir barı vardı.Bara doğru yaklaştı bardaki genç adam başını kaldırıp ona gülümsedi .
‘Merhaba’ dedi ‘Kalacak yeriniz var mı acaba ?’ diye sordu adama Adam önündeki defteri açıp bakmaya başladı.O sırada kafasını çevirip kafede oturanlara baktı.Herkes biraz garip görünüyordu ve bu koku da ne diye geçirdi içinden çocukken ellerine yaktıkları kına gibi kokuyordu .Adam ona menüyü uzattı. ‘Beklerken birşey alırmısın?’ diye sordu
Menü de çeşitli bitki resimleri ve kekler vardı.’Yok bu saatte tatlı yemek istemem’ dedi ,adam gülümsedi.
‘Buraya ilk gelişin mi?’ diye sordu adam.’Evet’ dedi kadın biraz mahçup.
Artık iyice yorulmuştu ve tek isteği uyumaktı
‘Hiç yerimiz yok.’ dedi adam ‘hepsi dolu.’
‘Yapmayın ,hiç mi boş bir yatağınız yok sadece bu gece kalacağım’ diye sordu biraz da ümitsizce.
‘Sadece 8 kişilik bir odada boş bir yatak var bu akşam için sahibi yarın sabah çok erkenden gelecek ama orası çiftlerin kaldığı bir oda uyar mı sana? ‘
‘Evet evet , zaten hemen uyuyacağım . Kimseye zararım olmaz sabahta erkenden giderim.’
‘Oldu o zaman , ben seni odaya götüreyim.’ dedi adam.
Çok şükür dedi içinden  adamı takip etti mutlulukla.
Çok dar bir merdivenden yukarıya doğru çıktılar.  Odaya vardıklarında perde ile kapatılmış kapıdan içeriye girdiler.
Odanın solundaki boş yatağı gösterdi adam. ‘İşte burası dedi. Bu odanın en iyi yatağıdır. Hem tuvalete de yakın ‘dedi sırıtarak.
Yataklardan birinde kocaman iri yarı bir adam yatmaktaydı.
‘Şey ‘dedi adama bakarak ‘Bir şey olur mu burda,güvenli mi acaba  ?’diye sordu kısık bir sesle.
Güldü adam yine , ‘Merak etme .Bu saatte, bu durumda kimsenin kolunu bile kıpırdatacak hali kalmaz artık .Ama sen yine de pasaportunu ve cüzdanını yastığının altına koy ve uyu hemen.’ dedi kadının endişesini anlar gibiydi.
Adam gidince eşyalarını yatağın yanındaki küçük sehpanın üzerine bıraktı,  tuvalete girdi, dişlerini fırçaladı  ve tuvaletteki küçük aynaya bakıp off dedi annem buralarda olduğumu bilse çok üzülürdü. Yarın sabah hemen arayacağım onu ve daha iyi bir yere geçeceğim diye geçirdi içinden .

Üstünü değiştirmeden yatağa girdi hemen kapadı gözlerini. Aşağıdan gelen müzik sesini ve konuşmaları dinledi biraz  ve uyumak için koyunları saymaya başladı 1 2 3 4 5 ve derken 5.koyun durdu çitlerin üstünden atlarken.  Baktı ona ve kızgınlıkla ‘Ne yapıyorsun burda ? Nersi burasi haberin var mı? Aman ne macera ,zaten senin şu macera hevesin…’
‘ Off ‘dedi koyuna ’ Sus allah aşkına sus ki yatayım ve geçsin bu gece ‘.Koyunu zorla da olsa atlattı çitlerin üstünden ve saymaya devam etti.
Gece yarısı hışırtılala uyandı.Yatağın yanındaki küçük  sehpanın üstüne koyduğu poşetin sesi miydi bu .
Bu sesi tanıyorum dedi .
hışır hışır …
Ah evet tanıyordu bu sesi küçük adımların ,hızlı adımların  çıkardığı bu sesi hem de çok iyi tanıyordu …
Ahh olamaz dedi nefret ederdi farelerden. Öğrenciyken kaldığı evin tahta zeminindeki fareleri anımsadı. Ya geceyarısı gelip kulaklarımı yerlerse diye kafasında kulaklıklarıyla yattığı geceleri ,korkunç olduğunu bilmesine rağmen  üzerine yapışkanlar koyduğu mukavvaya fare yerine  yapışan yavru kedisinin ağlayan çığlıklarını ve sonunda vazgeçip o evi terkedişlerini anımsadı.
Ve aniden bir cesaretle kalkıp poşeti  alıp açık perdeden dışarıya fırlattı.
Umarım artık poşetin peşinden gidip beni rahat bırakırlar dedi ve yatağına geri döndü.
Odanın karanlığı oldukça ürkütücüydü ama yatağına girerken karşıdaki yataktaki hareketli gölgeleri seçebildi. Yine de inleyen seslerle birbirine yapışmış iki bedeni gördüğünde hemen yorganı kafasının üzerine  geçirdi, bir bu eksikti diye düşündü.Tanık olmamak için şevhete sımsıkı kapadı gözlerini,  yastığını başının üzerine yerleştirdi ve sabah uyanınca annemi aramam lazım diye düşünerek uyuyakaldı.
Sanki annesini düşünmek onu koruyan bir tılsımdı…

22 Eylül 2011 Perşembe

Üç Şehir :Berlin,Amsterdam,Paris


Berlin...‘Yüzyıllık Yanlızlık’...

Elindeki kitabı okurken her zaman yaptığı gibi bazen durup okuduklarını tekrar düşünüyor, hayal etmeye çalışıyordu o satırlardaki yaşamları.Bazı cümlelerin altını çiziyor ,sonra tekrar okuyordu.Bu çocukluktan kalma bir alışkanlığıydı.  Daha çocuken,ilkokuldayken bile kitap okumaya ve  kendi kütüphanesini kurmaya başlamıştı. Elbette bunda babasının da etkisi vardı . Yaz tatillerinde ona kitaplar alır, bu kitapların hepsini okumasını söylerdi. Hatta bir defterin olsun kitaplarının özetini de çıkar demişti babası . Hele ki bir yaz “Can Yayınları”nın beyaz bir çanta içindeki çocuk kitapları serisini almıştı babası ona; ‘Şeker Portakalı’, ‘Çocuk Kalbi’, 
‘80 Günde Devri-alem ‘Ne güzel geçmişti o yaz …

Kendisini en çok etkileyen bölümlerin altını çizer ve sayfa numaralarını not ederek yazardı defterine.  Bunu çok severdi çünki  bir süre sonra bu özetleri tekrar okur ve o kitabı okuduğu  dönemde onu etkileyen bölümleri  hatırlar ve düşünürdü ;demek ki o yaşımdayken  bu kelimeler beni derinden etkilermis derdi kendi kendine gülümseyerek .

Ve hatta  seneler sonra çok ani bir hastalıkla vefat eden çok sevdiği bir arkadaşının kendisine verdirdiği ‘Duygu Asena’nın kitabındaki altı çizili bölümleri okumuştu . Sanki başkasına ait mahrem bir şeyi okuyormuşcasına bir suçlulukla  düşünmüştü  hüzünle; canım arkadaşım demek ki seni etkileyen bu cümlelerdi diye ve bir daha o kitabı eline alamamıştı. Kalbi sıkıştı  ve hemen kafasını o anılardan aldı çok üzülüyordu o anları düşünürken …

Aradan seneler geçmiş olsa da hala o not defterlerini saklardı ve bazen hayata karsı yorgun olduğu ,geçmişini ,çocukluğunu düşündüğü zamanlar gelirdi  evine ;  açardı o defterleri ve okurdu yazdıklarını .Kimmişim ,nereden gelmişim ,ne hissedermişim diye arardı geçmişini o satırlarda.Otuz yaşlarında bazen farkederdi ki onbeş yaşında hissettiği bazı duygular hala oradalardı daha masum halleriyle. Şimdi ise daha bir yaşanmışlıkla  hüzünlenir kapatırdı o defterleri. En gizli yerlere koyardı ve belki bir gün çocuklarım da okur bu notları diyerek yeni notlar tutmaya başlardı.
Nerden de geldi aklıma bütün bunlar dedi kendi kendine ve  kitabına geri döndü .
….

“Kolombiyalı mısın?”  diye sordu  adam

 Bir süredir bahçenin ortasındaki kocaman çam ağacının altındaki bankta oturmaktaydı.Elindeki kitabını büyük bir heyecanla okuyordu; ne de güzel anlatıyordu Marquez aşkı kitabında .
Kitaptan başını kaldırıp duraksadığı anlarda karşısında kendisini inceleyen esmer adam  dikkatini çekmemiş değildi elbet .Ama hissini kitaptan ayırmak ,zihnini başka yerlere  götürmek istemiyordu.Yine de oradaki kalışını merakla izleyen o iki kara gözün varlığını hissediyordu.

“Hayır değilim” dedi

“Marquez okuyordun da  sandım ki … “

Gülümsedi usulca…
‘Burada mı yaşıyorsun?” diye sordu adam  heyecanla.
Elindeki kitabı kapatıp çantasına yerleştirdi .

Tuhaf bir şey vardı bu adamda .Yakışıklı sayılırdı .Kırk yaşlarındaydı . Kırk yaşın bir erkeğe getirdiği olgunluk ve hoşluk hali vardı üzerinde. İngilizceyi garip bir aksanla konuşuyordu. Siyah gömleğinin üst düğmelerinden biri kopmuştu.
Niye dikmemişki diye geçirdi kafasından .


“Yolculuk yapıyorum.Bir kaç gün kalıp Paris e gideceğim “

“ Parise ilk gidişin mi olacak ? Ben orda uzun süre yaşadım” dedi coşkuyla adam konuşmayı devam ettirmek için bir yol bulduğuna sevinerek.

“Evet ilk gidişim olacak .Tam olarak nereye gideceğimi bilmiyorum ama yine de gideceğim “dedi kadın .

“Bende bir sürü harita ve kitap var Parisle ilgili. İstersen sana verebilirim.Hem biraz bilgi de veririm Paris’i tanıman için.’

“Olabilir.” dedi kadın neden olmasın diye düşündü.

“Evim çok yakın , gidelim  mi? Hem birer kahvede içeriz orada. Ne dersin ?”

“Gidelim “dedi kadın

 Yardımsever bir hali vardı adamın bir taraftan  ama huzursuz ifadesi ,kısa , kesik konuşmaları kadını tedirgin etti.
Yine de onunla beraber gitti.
Bilinmez bir yere doğru giderken biraz da macera arayışımıydı bu acaba?

Belki de geçliğinin etkisiyle, düşünmeden başına gelebilecekleri hiç tanımadığı bu şehirde hiç tanımadığı bu adamı takip etti usulca…