26 Mart 2012 Pazartesi
7 Mart 2012 Çarşamba
KURTULUŞ CADDESİ ÖYKÜLERİ
Taze Ekmek
Her sabah erkenden kalkar ,en şık elbisesini giyer,taze ekmek almak için uzun caddenin en başındaki fırına giderdi. Eski bir fırındı bu. Özellikle mısır ekmeğini sadece sabah çıkartırlardı.
Yoldan geçerken tanıdıklara rastlar, onların selamını alır ve hala hayatta olduğunu gösterirdi herkese.Her gördüğü kişi yüzüne yayılan gülümsemeler olur, yürürken bir taraftan da gençleşir, adımları biraz daha hızlanırdı.
Fırından döndüğünde evinin merdivenlerini ağır ağır çıkar, perdesini açar , başını kaldırır benim pencereme doğru bakar gülümser ve adeta günaydın bak ben bugün de hayattayım derdi .
Her sabah aldığı o kocaman ekmek yaşamının birer kanıtıydı onun için …
22 Şubat 2012 Çarşamba
KADIN ÖYKÜLERİ: Yas...
Saatlerce aradılar onu. Evinin yakınlarına baktılar,hastahaneye gittiler, hatta deniz kıyısındaki o kafeye bile.
Yoktu, yok olmak istemişti; Nereye giderdi ki insan yok olmak için…
Onu bulduklarında ellerinde toprak parçaları ,soğuktan morarmış dudaklarıyla Elif’in mezarı üzerinde yatıyordu…
Yanına yaklaştılar ;Ayşe canım haydi gel eve gidelim diye seslendiler.
Ayşe mi diye düşündü bir an. Ayşe orada değildi ki.
Bedeni sadece bir varlık, gözleri sadece bakandı.
Soğuktan donmuş bedeni sonunda huzur vermişti ona. Hiçbir şey hissetmiyordu.
Ne çok özlüyordu bu anı; hiçbir his yok ve artık özgürce yasını tutabilirdi…
21 Ocak 2012 Cumartesi
En acı intikam...
Parçalanmış çocuklardık biz bizzat kendi anneleri tarafından. Bedenleri tarumar edilmiş, acı içinde bırakılmış, yenilgiye uğratılmış. Çocukluklarında dayak yiyenlerdik biz. Nedenini bilmezdik; boynumuzu büker kaderimize razı olurduk. Aslında annelerimizin kaderine razı olurduk da bilmezdi onlar.
Biz bilirdik.
Onların çektikleri acıları tanımlayamazdık ama hissederdik .Onlar için üstlenirdik acılarını kendi bedenlerimizi ruhlarımızı feda ederken. Severdik yine de onları.
Kızmazdık.
Usulca ve sessizce umardık. Belki bizim bedenlerimizi parçalamak onları biraz olsun iyileştirecekti...
Çocuktuk, kızamazdık...
Annelerimizden intikamımızı aynı kaderi yaşayarak alacaktık oysaki.
En acı intikamımız da bu olacaktı...
Biz bilirdik.
Onların çektikleri acıları tanımlayamazdık ama hissederdik .Onlar için üstlenirdik acılarını kendi bedenlerimizi ruhlarımızı feda ederken. Severdik yine de onları.
Kızmazdık.
Usulca ve sessizce umardık. Belki bizim bedenlerimizi parçalamak onları biraz olsun iyileştirecekti...
Çocuktuk, kızamazdık...
Annelerimizden intikamımızı aynı kaderi yaşayarak alacaktık oysaki.
En acı intikamımız da bu olacaktı...
5 Aralık 2011 Pazartesi
Mini Mini Öyküler
Hüzünlü bir aşk hikayesi
Benle Sen vardık,
Ben ile Sen olmadan.
Ben ve Sen olduk,
O gelmeden.
Ben ve Sen ve O olduk,
Ben,Sen ile O olmadan.
Sonra Ben,Sen,O olduk ,
Ben öldüm ,O gitti ,Sen kaldın.
Ben doğdum,Sen öldün,
Ben Kaldım.
***
a sad love poem by me
I killed my lover ,buried him under a tree
I
I plant some daisies on him
to see if he still loves me
***
Gölge
Bedenini arayan bir gölge gibiyim bu dünyada;
O yana koşuyorum bulamıyorum bu yana koşuyorum yok.
Geçmişimin bir hayaleti,
Hüznümün bir laneti.
Korkuyorum çocuk yapmaktan,
korkuyorum onları koruyamamaktan.
Korkuyorum onlara da miras bırakmaktan
Taşıdığım bu laneti...
***
Melankoli
O da biliyor gizli gizli ağladığımı. Karşımda karanlıkta oturuyor. Sigarasından derin bir nefes alıyor, başını çeviriyor öteki tarafa ,izin veriyor bana ; aksın gözyaşlarım gizlice diye...
Dinledikce o şarkıları o da hüzünleniyor ,o da hissediyor aynı şeyi ama işte bu akşam bana bırakıyor hüznü.
Sessizce, sözsüzce..
***
Hangisi?
Suyun dibinde nefesini tutmus bekliyordu.Ağzından çıkan kabarcıklar an be an biten hayatının habercileriydi, kabarcikları izliyordu , birazdan
ölürüm herhalde diye düşünüyordu.Birden suyun yüzeyindeki siluetini farketti. Kendisine doğru bakıyordu. Nefesini tutmustu yanaklarını şişirmiş. Peki hangisi gerçekti? Suyun dibindeki mi yoksa suyun üzerindeki mi? ve neden hala ölmemişti..
ve ani bir kararla doğruldu ve parmaklarını suyun yüzeyine uzatti...
Hiç te derin değildi ...
Yüzme öğrenmem lazım diye aklından geçirdi...
***
Mini korkunç öykü
Elinde Selpak satmaya çalışıyordu:
almadım...Biraz bozuldu.
Sen İffete benziyorsun dedi.
Hangi iffet teyze dedim.
Hani dizisi var ya dedi.
Ay aman be teyze dedim.
Aman be yavrum dedi.
Kaderin benzemesin.
O gece eve otobüsle döndüm.
Bakkaldan Selpak aldım
***
13 Kasım 2011 Pazar
KADIN ÖYKÜLERİ:KARŞI PENCERE
Karşı pencereden bakardı teyze, sanki aynı evde yaşarmışız gibi. Eve gelince ben, sevinir, rahat bir nefes alır ve gülümserdi. Biraz daha kalmamı istermiş gibi gözlerime bakar, usulca başıyla selam verirdi.Yalnızdı. Balkonunda birkaç çiçeği vardı ve nadiren ziyaretine gelen gençten bir adam.Kahverengi perdeleri sabahları sıkımsıkı kapalı,akşam karanlık çökünce ise sonuna kadar açılırırdı.Bir akşam eve geldiğimde baktım karşı pencereye, yoktu teyze orda. Uyumuş olsa gerek, dedim kendi kendime.Üç akşam geçip de göremeyince hala, bir yere mi gitmiş diye merak ettim . Sevindim onun adına, belki adadadır çocuklarıyla diye.Üç ay geçip de göremeyince endişelendim, gidip ziline bassam diye düşündüm uzun süre. Kaçıncı katta oturduğuna baktım, hangi zil olabilir diye saydım. Kapıyı açan olursa söyleyecektim onlara; ben karşı pencereden geliyorum, göremeyince teyzeyi merak ettim, biz her akşam bakardık birbirimize. Kapıyı açan kişi de bana bakacaktı belki tedirginlik içinde ve dönecektim evime usulca.Gitmedim. Devam ettim her akşam beklemeye; biliyordum illa ki biri çıkacaktı o pencereye.Ve bir gün aralandı o perdeler. Genç bir kadın çıktı, kısaydı şaçları, elinde sigarası, bakıyordu sokağa. Yaşlı teyzeye hiç benzemiyordu. Baktım ona selam vereyim diye; bakmadı bana, sevmedim onu.Bilsem de artık o teyzenin olmadığını bu dünyada, yine de her akşam bakarım o pencereden karşıya.Hatırlarım onun yalnızlığını o perdelerin arkasında. Düşlerim yalnızlığını o pencerenin ardında.Yalnız olduğum gecelerde açardım kendi perdelerimi, okurken kitaplarımı, yerken yemeklerimi isterdim ki pencerelerimiz arasında bir yol olsun, otururken yaşlı teyze evinde tek başına beni de yanında sansın diye.Yanlızlığımızı paylaşırdık o açık pencerede.Hala gelmedi o karşı pencereye….
12 Ekim 2011 Çarşamba
KADIN: Gemi..
Gemi…
Birgün şu gemilerden birinin içini görmek istiyorum dedi kadın .. Kafasını usulca çevirip Eminönü’ne yaklaşırken vapur ,Karaköyde gördüğü o kocaman devasa yolcu gemisine baktı tekrar.
Sonra derin bir iç çekti ve karşındaki kocasına baktı.Kocası da camdan dışarı bakıyordu.
‘Mehmet, emekli oldugunda ilk iş bir geziye çıkalım şu vapurlardan biriyle’ dedi kocasına .
Sustu sonra, düşünmeye başladı: evliliğini , çocuklarını..
Keşke dedi, şimdiki aklım olsaydı taa o zamanlar boşardım seni.. Neden kaldım ki? Ama işte o zamanlar bu fikirler bile yoktu ortada . Evlenince insan birkere , hep evli kalırdı. Hele ki çocuklar oldu mu artık herşey onların üzerine kurulurdu.Hem bir de çevre baskısı vardı, toplum kuralları …
Ah dedi ahh şimdiki aklım olsaydı… Keşke diye geçirdi içinden.
Baktı kocasına tekrar yavaşça : ‘Ne dersin?’ dedi .
Kocası yavaşça kafasını çevirdi ona;’Birşey mi dedin ? ‘diye sordu.Kulaklıgını duzeltti.Zaten kulakları ağır işitiyordu.Herhalde kulaklığının pili bitmişti.
‘Yok’ dedi kadin , sessizce...
‘Birşey yok, yaklaştık galiba. Hadi kalkalım…’
Usulca bakıp o kocaman yolcu gemisine , derin bir iç geçirdi.
Yenik hissetti kendini birkez daha…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)